Geçti Bor'un Pazarı
Niğde basını gözüyle
Bor Şehri
Dr. Yunus Özdamar
Abaru
Vuramadım
Hacı Kırık
Düşünelim
Geçti Bor'un Pazarı


GEÇTİ BOR'UN PAZARI



ÖMER FETHİ GÜRER


Orta Anadolu'nun bir dönem en önemli alışveriş merkezlerinden olan Bor'da kurulan Salı Pazarı'nında ayrı bir ünü vardır.

Bor'un merkez olması, geçiş noktasında bulunması, el sanatlarının gelişmişliği ile farklı ürünlerin yetişmesi, Salı Pazarı'nı çekim alanı kılmıştı. Konya, Kayseri, Ulukışla, Altunhisar, Aksaray, Çamardı, Niğde, Ereğli, Karapınar’dan Salı pazarına katılım olurdu. Salı günü; Sebze, Meyve Pazarı, Halı Pazarı, Hayvan Pazarı, Zahire (Buğday) Pazarı, Peynir Pazarı kurulur ve Salı pazarı denilirdi. Halk dilinde Şar Pazarı, Diri Pazarı, Kapalı Pazar (Pazar günü) ayrımı yapılırdı. 1940'larda merkep, atlı arabalar, dolmuşlarla gelenler akşama doğru ilçeden ayrılır. Pazartesi’den gelende hanlarda konaklardı. Salı Pazarı, bugün kullanılan yere 1962 yılında yapılan düzenleme ile geçti. İstasyon Caddesi kış aylarında pazar yeri olurdu. Salı Pazarı alanı 1970 sonrası düzen bulmuştur. Salı Pazarı için, yerli üretici pazar günü meyvesini, ürününü toplar, hazırlar. Pazartesi basta açar ve salı akşamına kadar satış devam eder. Yaz aylarında Bahçeli Kahve ve Eski Hamam önünde de yerli üretici ürününü satışa sunardı. Salı sabah gün ışırken pazar yerinde olunurdu. Düzenli satış yapan esnafında yeri belli idi. Önce çadır var ise açılır, satış alanı sulanır, süpürülür, temizlenir ve hazırlardı. Basta'nın ön tarafına ya da yakınına geç saatte gelip ürün konmasına izin verilmezdi. Çürük meyveleri satan yerli üretici olmazdı. Ayıklarlardı ancak seçtirmezlerdi. "Kısmetine razı ol" denilirdi. Satıcılar, hesapları çok güçlü idi. Ürün kilo ile tartılırken tutarını ezberden hemen saptarlardı.

SEPETLER EMANET

İlçemizde ilginç bir adet vardı. Köyden gelenler ya da tanıdıklar alışveriş yaptıkları sepetlerini basta arkasına koyarlardı. Emanetlerini pazar sonu gelip alırlardı. Tüccar, bakkal gibi esnafın dükkân önlerine sepet heybe ve diğer aldıkları yükleri bırakıp "şurada iki dakika dursun, alacaklarım var, geliyorum" der ve alışverişlerine devam ederlerdi. Hiç bir eşya alınmaz çalınmazdı. Kapı önünde kontrolsüz bırakılan eşyaların çalınmaması, alınmaması, karışmaması ve bölgemize özgü bu rahatlıkta ilginçti.

GEÇTİ BOR'UN PAZARI

Salı Pazarından söz edilince "Geçti Bor'un pazarı Sür Eşeği Niğde'ye" sözünü anlatmadan geçmekte olmaz.

Esasında Salı Pazarı'nın önemi ve özelliği atasözü ile de anıldığı gibi yaşatılması lazımdı ama eski bölge pazar özelliği giderek yitiyor hatta 1960’lı yıllarda Niğde’den Bor’a alış veriş için gelinirken 2000'li yıllarda artık Niğde'ye gidiliyor. Meşhur atasözündeki pazar hikâyesi genel olarak şöyle özetlenerek anlatılır: Salı pazarı için köyden Bor'a doğru gün doğmadan merkeple yola çıkan köylü, güneş doğduğunda güneşin etkisi ile ısınır, yorgunluğunu hisseder, uykusu gelir. Yol boyunda bir ağaç gölgesi bulur, mola verir. Merkebini ağaca bağlar. Sırtını ağaca dayar, "Biraz dinlenir, yola devam ederim" diye düşünür.. Ancak yorgunluk ve uykusuzluktan uyuya kalır. Uyandığında güneş iyice yükselmiştir. Saat olmadığı için zamanı bilemez. Toparlanır. Yoluna devam eder. Gün batımına doğru pazara ulaşır. Pazar yeri toplanmaktadır. Sağa sola bakınır. Bir esnafa yaklaşıp sorar. "Pazar dağılıyor mu?" Esnaf, köylü vatandaşın pazara geç kaldığını anlar ve "Geçti Bor'un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye" der. Niğde Pazarı'nın çarşamba (sonradan perşembe oldu) günü olması nedeni ile Niğde'ye olsun yetiş anlamında söz kullanılır. "Geçti Bor'un pazarı sür eşeğini Niğde'ye" sözü için bir efsane de anlatılır.

"GEÇTİ BOR'UN PAZARI"
FARKLI ANLATI

"Çok eski zamanlarda, güzel bir prensesle ihtiyar bir vezir varmış. Dünyadaki insanlar şenmiş mesutmuş, bahtiyarmış. Ne yazık ki tebaasının çok sevdiği güzeller güzeli Prenses bir gün hastalanmış. O zamanın bütün hekimleri Prensesin sarayanın eşiklerini aşındırmış. Dert var, derman yok. Periler uğraşmış didinmiş hastalığa çare bulamayınca onlarda şaşırmış. Boyunlarını bükmüşler. Bir gün, uzak diyarlardan gelen bir ihtiyar seyyah, göbeğine inen süt beyaz sakalını eline almış, gözlerini kapamış, gezdiği yerleri hayal en tekrar gezmiş.
Ve o zaman ihtiyar vezire dönerek "Buldum, buldum..." diyerek haykırmış.
Vezir, seyyahın delirdiğini sanmış ama o da merak etmiş. Acaba ihtiyarın bulduğu ne olabilir?

Seyyahın gözlerinin içi gülerek şunları anlatmış. "Ey mesut insanların, güzeller güzeli prensesin Sadrazamı, ben dünyayı gezdim. Öyle yerler gördüm ki. Güzellerinin karşısında şaşırıp kaldım. Buralarda yıllarca oturdum. Yine öyle yerler gördüm ki görür görmez kaçtım. İşte bunlardan başka bir tek yer gördüm. Ulu Tanrı, aradığımız, hasretini çektiğimiz cenneti bu yerde kurmuş muhakkak. Gök yüzüne çıkınız, dört bucağa bakınız. Çöl, bozkır, kıraç topraklar, yalçın kayalar, aşılmaz dağlar, bunların ortasında yemyeşil bir saha. Zümrüt gibi bir vaha. Her taraf elma, kayısı bahçeleri, üzüm bağları. Dertlere deva bin bir meyve. Sular şırıl şırıl, dağlardan kopup gelen içme suları ebedi hayat. Beyinleri zonklatan kederleri, dünya gallelerini yok eden, ciğerlere yaşama arzusunu veren eşsiz, berrak, temiz bir hava. Dallarında asma kızları billur taneleri gibi. Kayalar haşmetiyle kaya kızlarını bağrında besler, güneş eşsiz harikalar yaratarak en güzel grubunu burada yaşatır. Bahar olunca bülbül sesleri etrafı çınlatır. Kavalın nağmesiyle, Karabaş ile koyun günlerce çektiği sonsuzluğu unutur. Arılar badem ağaçlarının çiçeklerinden en nefis balı alır. Ya o sabah rüzgarı. Sanki taze bir gelinin vücudunda ki tülün sessizce kayması ve eşsiz bir buse sesi gibi fısıldar. O.. Bu diyar. Söyleyeyim, aziz dostum, bu diyarı sana BOR. Eğer prenseslerin prensesi Bor denen bu diyara giderse her türlü dertten kurtulur." der.

Demesiyle beraber seyyah gözlerden kaybolur. İhtiyar vezir heyecan içinde hemen Prensese koşmuş ve seyyahın söylediklerini tekrar etmiş. Günlerce hazırlıktan sonra deve ve katırlara yükler vurulmuş, çıngırak sesleri içinde gösterişli bir kervan Bor yolunu tutmuş. Günlerce yoldan sonra kafile Bor'a gelmiş. Suların bin bir makamdan ahenk tuttuğu eşsiz bir yere çadırlar kurulup, prenses bir saraya yerleşmiş. Günlerce sonra eski sıhhat, neşe ve körpeliğini bulmuş. Bu arada da Bor'a bir çok hastalar gelmiş, hepside şifalar bulmuş. Kadın kalbi çabuk usanır, Prenses'te usanmış Niğde'ye göç etmiş. Ondan sonra da Bor'a gelen hiçbir hasta iyi olmamış. Zamanın icabı at, eşek vs. gibi vasıtalarla gelen bu insanlara Bor'un yerlileri. "Geçti Bor'un pazarı sür eşeği Niğde’ye" derlermiş, ve hâlâ bu sözü bu gün de tekrar ederlermiş. "Geçti Bor'un pazarı sür eşeği Niğde’ye".

(1 Ekim 1957.Bünyamin Yağcıoğlu)

ÖMER FETHİ GÜRER BOR ŞEHRİ KİTABINDAN ALINMIŞTIR.KAYNAK GÖSTERİLEREK KULLANILABİLİR.


duygular
12/06/05